26 Ocak 2015 Pazartesi

Fotonlar ve İletişimde Yeni bir Devrim

Bu yazı tamamen bana ait bir paylaşımdır ve sizlerle belki bir kısmı hayal, bir kısmı ise gereçekleştirilmiş bazı olaylar hakkındaki bilgilerimi ve fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde doktora çalışmalarım için gittiğim hocamla görüşürken kendisinden Quantum kriptografi konusunda birkaç bilgi aldık. Bu bilgiler tabiki çalıştığım alan olan güvenlik konusunda çok yeni ve heyacan verici bilgilerdi. Eve döner dönmez biraz araştırma yaptım. Hiç bilmediğim bir alan olan quantumun aslında ne kadar önemli olduğunun farkına vardım. Temel olarak fizik alanını ilgilendiren bu konu artık her alanda kendine yer bulmakta.
Burada şu haberi paylaşmak istiyorum ve bu alandan sonra sizlerle fikirlerimi paylaşacağım.

CERN'de “ışık hızından hızlı bilgi hızı ve zamandan bağımsız foton telepatisi” bulundu ancak açıkça söylenemedi. Fiziksel amaç belli iken metafiziksel sonuç ilginç oldu.

CERN deneyleri ile ilgili bir açıklama geldi fakat eksik. Fiziğin teorisi alt üst olmak üzere çünkü “ışık hızından hızlı bilgi hızı ve zamandan bağımsız foton telepatisi” bulundu ancak açıkça söylenemedi.
Basına yansıyan bilgiye göre Gran Sasso bilim tesisindeki bilim emekçisi parçacık fiziği uzmanları, Albert Einstein’ın özel görelilik kuramını çökertebilecek bir açıklama yaparak ışıktan hızlı “nötrino” parçacıkları bulduklarını iddia ettiler.
Hızlı bir teorik hatırlama yapalım.
Kuantum sıçramasına göre enerji transferi bilgi transferi olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için atom altı parçacıklar devreye girer. İsviçre CERN’ de yapılan deneyde atom altı parçacığı olan kayıp halka bulunmaya çalışılmaktadır. Kayıp halkaya ulaşıldığında atom altı parçacıkların formülü bulunmuş olacaktır.
Nükleer enerji atom altı parçacıklardan sadece biridir, bütün atomaltı parçacıkları bir araya geldiğinde atom oluşur. Her atomaltı parçacık, ayrı bir enerji bandı oluşturur. Atom altı parçacık fiziğinde, asıl hedeflenen nokta ışık hızından daha hızlı giden parçacığı bulmaya çalışmaktır. Bunun içinde İsviçre’de Hadron çarpıştırıcısı deneyi gerçekleştirildi.
İsviçre’de CERN’de yapılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı deneyi için yerin 100 metre altında 27 km uzunluğunda 3.8 m çapında bir tünel açıldı. Bunun içerisinde özel helyum soğutuculu manyetik alanda kurşun iyonları kullanılarak fotonlar ışık hızına yakın çarpıştırıldı. Kara delik oluşturma ihtimali olan bu deneyin sonucunda atom altı parçacıklara ulaşıldı. Atom altı parçacıklardan bir tanesi oynatıldığı zaman atom enerjisi gibi bir enerji ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı güçlü enerji kaynağı bulmaktır.
Hadron çarpıştırıcısı deneyinde bir de foton telepatisi denilen bir durum ortaya çıkmıştır. CERN ’de yapılan deneyde inanılmaz bir olay gerçekleşti. Bu deneyin aynısı CERN’e 10 km uzaklıktaki bir yerde ve Chicago’da da bir merkezde yapıldı. Her 3 yerde de benzer foton üretilmişti. CERN’deki foton üzerinde çalışmalar yapılır ve hareket ettirilir. 10 km uzaktaki merkezde ve Chicago’da aynı deney yapılmadığı halde fotonun aynı anda ve aynı yöne hareket ettiği gözlemlenmiştir.
Atom altı parçacık fiziğinde 3 farklı yerde yapılan bu deneyde parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ve aralarında eş zamanlı ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır,  aynı manyetik alanda olan parçacıklar binlerce kilometre ötede de olsa aynı hareket ederler. Atom altı parçacık fiziğinde, farklı yerde yapılan deneylerde, parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkarmıştır. Bu deney de ışık hızından daha hızlı bir hızın olduğunu ortaya koymaktadır.
Deney şöyle gerçekleşir: Lazerden çıkan ışık özel bir kristalden geçirilir. Bu kristalden geçerken foton ikiye ayrılır. Az enerjili iki foton üretilir. Diğer taraftan fotonun karşısına yarı yansıtıcı ayna konulur. Ayna da fotonun bir kısmı yansır bir kısmı da aynadan geçer. Bu deney yapılırken aynı anda diğer yerlerdeki fotonlarda aynı şekilde davranır.
Bu deneye kadar fiziğin tezine göre, hiçbir sinyal ışıktan daha hızlı gidemezdi. Işıktan daha büyük bir hız varsa fizik biter deniliyordu. Hiçbir sinyal ışıktan hızlı gidemez tezi altüst oldu. İşaretlenmiş fotonlar aynı anda aynı davranışı zamandan bağımsız olarak yapmıştır. Biri hangi yönde hareket ettiyse, diğerleri de aynı yöne dönmüşlerdir.  Çok şaşkınlık uyandıran bu olaya inanılmaz deney denilmiştir.
Bu deneyden hareketle teorik fizikçiler, “Bilgi ışıktan hızlı gidiyor” tezini geliştirmişlerdir. Bu tez nedensellik ilkesini altüst etmiştir. Nedensellik ilkesinde bir sonuç nedene bağlı olarak ortaya çıkıyordu. Elektrik düğmesine basmayınca lamba yanmıyordu. Nedensellik ilkesi geçerli değilse, elektrik düğmesine basmadan, elektriği düşünerek lambanın yanması mümkün olacaktır. Şizofrenlerin söylediği “Düşünce ile elektriği yaktım” iddiasının bir bakıma deneysel olarak gerçekleşebileceğini gösteriyor.
Bilginin ışıktan hızlı gittiğinin anlaşılması üzerine bilgi iletim deneyleri yapılmaktadır. Teorik olarak yapılan bir astronot deneyi var. Bu deneyde bir ışık yılı uzaklıktaki gezegende bir astronot vardır. Dünyadaki bir laboratuvardan ona haber gönderilecek olsa ancak bir ışık yılı sonra oraya ulaşacaktır. Fakat fiber optik çember yapılıp fotonlar çember içerisinde döndürülür. Aynı sistem astronotun da yanında yapılır, orada da fiber optik tüpün içinde fotonlar döner. Bu iki cihaz beraber hareket ettiğinde, dünyadaki cihazın fotonlarının yönünü oynatarak haber gönderildiğinde bir ışık yılı uzaktaki astronotun yanındaki fotonların yönü değiştirilecektir. Astronot bunu gördüğü anda haber alacaktır. Bir mesaj geldiğini anlayacaktır. Sanki mors alfabesi gibi mesaj gönderilecektir.  Artık bu teze göre teori kabul edilmiş ve hipotez haline gelmiştir. Kuantum uyumuna göre bir dil oluşturuluyor. (Ayrıntılı bilgiler wikipedia da mevcut)
Evrenin % 4’ü madde, % 96’sı karanlık enerjidir. Enerji olduğu düşünülmektedir ama görülmediği için karanlık diye tarif edilmektedir. Fotonlar gibi çalışmayan, ışıktan bağımsız bir enerjidir. Bilim adamları o karanlık maddeyi bulmaya çalışıyor. Evrenin % 96’sı şu anda bu karanlık maddeden salınım ve titreşim halindedir. Kuantum dinamiği içerisinde bunların hepsi dalga fonksiyonudur.
Atom çekirdekleri parçalanıp da, daha hızlı parçacık bulunduğunda o parçacığın tanımlaması yapılacaktır. Çünkü fizik ilk başladığında, ses hızının bittiği yerde fiziğin biteceği düşünülürdü. Daha sonra ışık hızının bittiği yerde fizik bitti denildi. Teorik fizik ve atom altı parçacık fiziği içerisinde de ışıktan daha hızlı parçacıklar bulunursa yeni bir fizik alanının ortaya çıkacağından bahsedilmektedir. Bir bakıma bu yaratılış fiziği olacaktır. Dünyada ışıktan hızlı giden parçacıklar (Nötrino veya Psikon) belki de ışınsal varlıkları, ruhsal enerjiyi, ruhu, melekleri, ruhanilerin varlığını bir enerji formu olarak göstermeye yarayacaktır.(Ayrıntılı bilgi, İnanç Psikolojisi Timaş Yay. 2009
Yazı Kaynağı :http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-nevzat-tarhan/788194-parcacik-fizikcilerinin-sakladigi-bilgi


Şimdi bu yazıyı okuyunca sizinde kafanız bir sürü fikir oluşmuştur. Quantum bilgisayarlar konusunda çok fazla çalışma var olduğundan o konuda birşey söylemek istemiyorum. Ama aklıma iletişim konusunda gelecekte iki foton eşi ile haberleşen cihazlar üretilebilir diye düşünüyorum. Baz istasyonu, şebeke vb. hiçbir şeye bağımlı olmayan sadece iki fotonun aynı davranışları göstermesi özelliğinden faydalanan iletişim araçlarının ortaya çıkacağını düşüniyorum. Bu haberleşme yerin altında da üstünde de çalışabilecek ve hiçbir radyasyon vb. yaymayacaktır. Gelecek nesil iletişim bence bunun üzerine kurulacak. Belki ben görürüm belki görmem....
Ömer AYDIN

24 Ocak 2015 Cumartesi

Windows 10'un tanıtıldığı bilgilendirme organizasyonu hakkında bilmeniz gereken 7 şey

Microsoft'un Windows 10'u ve diğer inovatif ürünlerini tanıttığı konferansın etkileri sürüyor. Windows 10 ne zaman çıkacak bilmiyoruz ama, Microsoft'un yeni ürünleri yoluyla kullanıcılarda oluşan "sıkıcı, beyaz yakalı görüntüsünü" değiştireceği kesin.
Microsoft, Çarşamba gecesi Redmond’daki genel merkezinde Windows 10’a dair detayların verildiği bir tüketici bilgilendirme organizasyonu düzenledi. Windows 10’un satışa çıkacağı tarih henüz belli değil ama, şirket yetkilileri 2015 yılı içinde piyasaya sürüleceğinin sözünü verdi.
Windows 10 ve Microsoft’un yeni ürünleri, piyasada ve kullanıcılarda ciddi bir heyecan yarattı. Tanıtılan yeni ürünler ile teknoloji daha da kişiselleşiyor. Artırılmış gerçeklik cihazı HoloLens ve Spartan adlı tarayıcının da tanıtıldığı duyuruda hem kullanıcıları, hem de piyasayı heyecanlandıran detaylar vardı. Şirket bu yenilikler sayesinde kullanıcılar nezdindeki "beyaz yakalı, odaklı, sıkıcı" görüntüsünü değiştirmeyi başaracak gibi görünüyor.
İşte Windows 10’un tanıtıldığı bilgilendirme organizasyonu hakkında bilmeniz gereken 7 şey:
1. Windows 10, 1 yıllığına bedava olacak

Konferansta konuşan Microsoft İşletim Sistemi Grubu Başkan Yardımcısı Terry Myerson, Windows 8.1 veya Windows 7 kullanıcılarının Windows 10’u ücretsiz edinebileceklerini söyledi. Kampanyanın Windows Phone kullanıcıları için de geçerli olduğunu kaydeden Myerson, bir yılın ardından kullanıcıların bu haklarını kaybedeceklerini vurguladı.
2. Internet Explorer’dan sonunda kurtuluyoruz

Sıkıcılığından bıktığımız, ama bazen de kullanmaya mecbur olduğumuz Internet Explorer artık miadını dolduruyor. Internet Explorer yerine Spartan adlı işletim sistemi geliyor. Google Chrome-vari olduğu söylenen Spartan’da, Chrome’un sayfaları işaretlemeye ve offline olarak okumaya yarayan Pocket uygulamasına benzer bir eklenti de bulunacak. Spartan'ın daha fazla güvenlik sunması da planlanıyor. Aynı zamanda Spartan üzerinde hem klavyeyle, hem de kalemle doğrudan not alma ve bunu arkadaşlarla kolayca paylaşma özelliği bulunacak.
3. Artırılmış gerçekliği uzaya taşıyan HoloLens’ler geliyor
Black Mirror dizisini andıran, bir yandan korkutup bir yandan da heyecanlandıran bir gelişme… Microsoft’un geliştirdiği HoloLens adlı artırılmış gerçeklik (augmented reality) gözlükleri, kullanıcıların gerçek hayatta holografik deneyimler tasarlamasını sağlayan bir dizi API içerecek. Windows 10 sayesinde evrensel uygulamalar hologram olarak çalışabilecek. Böylece, üç boyutlu hologramların fiziksel ortamda kullanılması da mümkün olacak.

Gözlükler hem günlük hayatta, hem de uzay araştırmalarında kullanılabilecek. NASA’yla anlaşan Microsoft, Mars gezegeninde yapılan araştırmalarda da bu gözlükten yararlanacak. HoloLens platformu, Oculus Rift ve Google Glass üzerinde de çalışabilecek.
4. Cortana PC’ye geliyor

Microsoft’un yapay zekaya sahip asistanı Cortana, PC’lere de geliyor. Tıpkı Apple’ın yapay zekaya sahip yardımcısı Siri gibi, Cortana da aynı anda pek çok internet sitesine göz gezdirerek, istediğimiz her konuda bize yardım edecek. Hem masaüstü bilgisayarlarda, hem de Spartan tarayıcıda çalışacak.
5. İşyerleri için dev tablet: Surface Hub

Microsoft, bu mega güncellemesinde işyerlerini de düşündü. Surface Hub adlı 84 inçlik bir tablet üreten Microsoft, bunların özellikle toplantı odalarında ve sunum yapılırken yararlı olacağını umuyor. Cihaz üzerindeki hareket sensörleri sayesinde, önünde duran kişinin hareketlerin algılayıp ekrana yansıtıyor. Windows’un tüm uygulamalarını kullanan cihaz, Skype’ı da destekliyor.
6. Windows 10 üzerinden Xbox Live’a da erişilebilecek

Bundan sonra hem Windows 10 üzerinden, hem de Xbox One oyun konsollarından, Xbox Live oyunlarına erişim sağlanabilecek. Oyun tutkunlarını birbirine bağlayacak Game DVR özelliği ile, oyuncular en iyi oyun anlarını kaydedebilecek ve yeni oyunları farklı cihazlar arasında arkadaşları ile paylaşabilecek. Oyuncular, mekan ve zamandan bağımsız olarak Xbox One konsollarından Windows 10 tabletlerine veya PC’lerine oyunlarını aktararak kendi PC’lerinden istedikleri an oynayabilecek.
7. Windows 10 ne zaman çıkacak bilmiyoruz
Bu biraz can sıkıcı bir durum tabii… Sen hem dünyayı ayağa kaldır, yıllar sonra über fantastik ürünlerle kullanıcıların aklını başından al, hem de neyi ne zaman satacağını açıklama… Windows 10 ne zaman çıkacak sorusunun cevabı ne yazık ki belirsiz. Tüketici bilgilendirme toplantısında, Windows 10’un “bu yılın sonlarına doğru” çıkacağı açıklandı. Muhtemelen Nisan ayında yapılacak “Windows Build” organizasyonunda, tarihler kesinleşmiş olur.

Kaynak :http://www.radikal.com.tr/radikalist/windows_10un_tanitildigi_bilgilendirme_organizasyonu_hakkinda_bilmeniz_gereken_7_sey-1278406
 

Spartan Mobil Arayüzünden Görüntüler!

Microsoft, dün geceki etkinlikte tanıttığı tarayıcısı Spartan'dan yeni görseller paylaştı. Yayınlanan ekran görüntüleri, Spartan'ın masaüstü ve mobil arayüzünü gözler önüne seriyor.

23.01.2015 / 20:30 Spartan Mobil Arayüzünden Görüntüler! Microsoft'un dün geceki etkinliğinin yankıları devam ediyor. Lansman sırasında tanıtılan Spartan tarayıcıdan yeni görseller bugün Microsoft tarafından yayınlandı.
Microsoft Spartan Tarayıcı Duyuruldu!
Masaüstü ve mobil sürümden görseler
Paylaşılan ekran görüntülerinde, yeni tarayıcının masaüstü ve mobil sürümlerinin arayüzleri ayrıntılı olarak görünüyor. Koyu renklerin hakim olduğu "dark theme" seçeneği de fotoğraflarda yer alıyor. 
15-01/22/spartandestop.jpg
Light ve Dark temalar
Yeni geliştirilen bir motorun üzerine inşa edilen ve Windows 10 işletim sisteminin varsayılan tarayıcısı olacak Spartan'ın mobil sürümde de önyüklü şekilde sunulacağı belirtildi.Parlak ve koyu temalar Windows 10 mobil sürümünde de bulunacak.
15-01/22/spartanmobile.jpg
Önümüzdeki hafta geliyor
Spartan tarayıcının önümüzdeki hafta yayınlanacak Windows 10 teknik önizleme sürümünde yer alacak belirtiliyor. Bakalım Microsoft'un yeni tarayıcısı yılların Internet Explorer'ının yerini doldurmayı başarabilecek mi?

Yazan: Azim Köse
SDN - ShiftDelete.Net

18 Ocak 2015 Pazar

Facebook 2014 yılının ilk yarısı için şeffaflık raporunu yayınladı

Facebook, her 6 aylık periyodu kapsayarak yayınladığı şeffaflık raporlarının üçüncüsünü yayınladı. 2014 yılının Ocak ile Haziran aylarındaki ilk 6 aylık dönemiyle ilgili detayların görüntülenebildiği raporda, hükümetlerin taleplerinin detayları bulunabiliyor.
Facebook’un yayınladığı bu rapora göre, dünya çapındaki hükümetlerden Facebook’a toplamda 34 bin 946 adet istek gönderilmiş. Bu rakam, 2013 yılının son yarısına, yani bir önceki raporlama dönemine göre yüzde 24 oranında artmış. Hükümet taleplerine içerik açısından bakıldığında ise, ülkelerin kendi yerel yasaları doğrultusunda Facebook’a gelen taleplerin yüzde 19 oranında arttığını belirtilmiş.

Türkiye’den Facebook’a 153 istek gitti

Facebook, hükümetlerden gelen talepleri detaylıca incelediğini belirtirken, Türkiye’den toplamda 153 istek alındığını açıkladı. Ayrıca Türkiye, Facebook’tan toplamda 249 Facebook kullanıcısının bilgisini talep etti. BTK ve Türk mahkemeleri tarafından gelen kararlara istinaden toplam 1893 içeriğe erişimi kısıtlayan Facebook, ilk 6 ayda Türkiye’den gelen isteklerin yüzde 60.78‘ine yanıt verdi.
Facebook, ülkemizin yerel yasalarında yer alan Atatürk’e hakaret gibi suçlamalarda da hassas davranarak, bu talepleri yerine getirerek içeriklere erişimi engellediğini açıkladı.

En çok istek ABD’den

Facebook’tan en çok istek yapan hükümet, Facebook’un anavatanı Amerika Birleşik Devletleri oldu. Amerikan hükümeti, Facebook’tan toplamda 15 bin 433 adet istekte bulunurken, 23 bin 667 Facebook kullanıcısının bilgisini talep etti. Facebook, bu isteklerin toplamda yüzde 80.15’ine yanıt verirken, Rusya hükümetinin Facebook’tan hiçbir talep yapmamış olması ise dikkat çekti.

http://webrazzi.com/2014/11/05/facebook-2014-seffaflik-raporu/

Geleceğin online medyasında doğal reklamların payı artacak

Web Summit 2014, öğleden sonraki oturumlarını NASDAQ açılış gongunu çalarak başladı. Google, Facebook, Linkedin gibi bir gün borsaya açılma hayali kuran girişimcileri heyecanlandıran bu dakikalar yoğun bir ilgiyle karşılandı.
NASDAQ kürsüsü kalktıktan sonra The Huffington Post CEO’su Jimmy Maymann ve Flipboard Kurucusu Mike Mccue sahne alarak geleceğin online medya dünyasının nasıl olacağını masaya yatırdı.
Bu oturumda yeni neslin televizyondan uzaklaştığı dile getirilirken, Jimmy Maymann,  içeriğin öneminin arttığına ve iyi içeriğin beraberinde etkileşimi de getirdiğini paylaştı. Genel kanı ise online medya için doğal reklamlarının payının artacağı yönündeydi.
Mike Mccue, Flipboard‘un yayıncılara mevcut içeriği farklı bir şekilde paketleme eşansı sunduğunu ve bunun kullanıcıların ilgisini çektiğini söyledi. İçeriğin farklı bir kullanım için yeniden hazırlanarak sunulması, kişiselleştirilmesi ve geliştirilmesi içerik bombardımanına karşı yapılan önemli bir tavsiyeydi.

İçerik içi (doğal) reklamların payı artıyor

Geleceğin online medyası için pasif kişiselleştirme ve doğal reklam seçeneklerinin daha çok yer alacağı konuşulurken Jimmy Maymann, Huffington Post’ta sponsorlu içeriklerin getirdiği gelir payının 0’dan yüzde 30’a çıktığını paylaştı ve önümüzdeki 2 yılda bunu yüzde 50’ye çıkarmak istediklerini dile getirdi.
Maymann’a göre markalar da birer basın odası haline geliyor ama içeriğin ritmini henüz tam olarak yakalamış değiller. Bu nedenle yayıncıların yol gösterici olması gerekiyor, aksi takdirde markalar boşa kürek çekmiş oluyor.
GoPro ve Vogue Magazine  gibi bazı marka ve yayıncılar içerik ve reklam uyumu konusunda iyi örnekler olarak gösteriliyor. Mobil cihazların yaygınlaşmasına paralel olarak içeriklerin mobil uyumluluğunun göz ardı edilmemesi gerektiğini de eklemeden geçmeyelim.

http://webrazzi.com/2014/11/04/gelecegin-online-medyasinda-dogal-reklamlarin-payi-artacak/

Popüler yorum servisi Disqus, Sponsorlu Yorumları devreye aldı

Küresel olarak en büyük yorum servislerinden bir tanesi olan Disqus, geçtiğimiz Nisan ayından bu yana yeni reklam modelleri deniyordu.
Şirket Nisan ayında pilot olarak devreye aldığı yeni gelir modellerinden bir tanesi olan sponsorlu yorumları resmi olarak devreye aldığını dün itibariyle duyurdu.
Disqus’ın reklamverenler için yayınladığı bir özellik olan sponsorlu yorumlar ile reklamverenlerin hergün 3 milyon farklı siteye ulaşabilecekleri öncelikli olarak belirtilmiş. Disqus ekibinin aktardığı bilgilere göre yaklaşık olarak 8 aydır deneme aşamasında olan servis akıllı bir algoritmayla çalışıyor ve reklamverenin yönettiği panelden belirletiği anahtar kelimeler ve filtreleri göz önünde bulundurarak Disqus’ın yer aldığı ilgili sitelerde sponsorlu yorum olarak çıkmasını sağlıyor. Bununla birlikte sponsorlu yorum içerisinde görsel, video gibi medya türleri destekleniyor.
disqus-2
Disqus’ın üzerinde durduğu bir başka noktada reklamverenlerin üç bin farklı başlık altında istediklerini filtreleyerek ve daha da özelleştirerek sponsorlu yorum modelindeki reklamlarını yayınlayabilecek olmaları. Xaxis ile işbirliği yaparak hayata geçirdiği reklam modelinde Disqus reklamverenlerden özellikle 2 tane geri dönüş aldığını belirtmiş. Bunlardan birincisi marka güvenliği ikincisi ise kullanıcıların sponsorlu yorumlara bıraktıkları kendi yorumları.
disqus-sponsored-comments
Marka güvenliğini ve spam yorumları belirlediği özel 2.500 anahtar kelime ile büyük ölçüde önlediğini söyleyen Disqus bununla birlikte normal yorum olarak ya da sponsorlu yorumun altında markayı zedeleyici yorumları otomatik olarak engellemekle birlikte bunu kontrol ediyor. Ayrıca markalara yorumları düzenleme ve kontrol etme imkanını belli sınırlar dahilinde veriyor. Yeni sponsorlu yorumlar ile şirketin gelirini ne kadar arttıracağınız ve modelin yayıncılar tarafından ne kadar kabul edileceğini hep birlikte göreceğiz.

http://webrazzi.com/2014/11/04/disqus-sponsorlu-yorumlar/

2gossip.com, mekan odaklı anonim yerli sosyal ağ

2gossip.com mekanlara odaklanan Türkiye’den anonim bir sosyal ağ denemesi. Dedikodu ve itiraflar kadar mekanlarla ilgili söylenti ve eleştirileri konu alan 2gossip.com, kullanıcıların anonim profiller oluşturmasıyla benzerlerinden ayrılıyor.
Ofis ve okul dedikodularından restoran yorumlarına kadar birçok mekanla ilgili paylaşımın yapılmasını amaçlayan 2gossip.com, Foursquare gibi diğer mekan uygulamalarına göre mekan deneyimini daha geniş bir zamanda ele alıyor. Zira, 2gossip.com’da ilgili mekan hakkındaki yorumunuz mekanın hizmeti, kalitesi vs özelinde olmak zorunda değil.
E-posta adresinizle giriş yaptığınız 2gossip.com, anlık konumunuzu kullanıyor ve bunu sizden gizlemiyor. Konumunuza göre, size yakın yerleri sıralayan sitede, anonim paylaşımları hem mekan hem de kullanıcı profillerinden görüntüleyebiliyorsunuz. Mekan arama bölümünde Foursquare’de bulabildiğiniz neredeyse tüm mekanları bulabilmeniz mümkün.
nearbyplaces
Kullanıcıların Twitter’a benzer şekilde ancak anonim kalarak oluşturdukları profillerde paylaşımlarını da görebiliyorsunuz. Yani 2gossip.com anonim olsa da, paylaşımların kaynaklarını gizlemiyor. Kullanıcılarsa birbirlerini ya açıkça ya da gizli biçimde takip edebiliyor. Karşı tarafın takip edildiğini bilmesini istemeyen kullanıcılar, takip etmek yerine “dinle” seçeneğinden kişinin söylediğine kulak kabartıyor.
2gossip.com, mekanlar hakkındaki içeriği panolarla sınıflandırıyor. Genel, gossip, itiraf ve söylenti şeklinde sınıflanan panolara önümüzdeki dönemde yenileri eklenmesi planlanıyor. Bununla birlikte kullanıcıların yazdıklarına ve aldıkları oylara göre rütbe kazanmasını sağlayan ünvanlar da kullanılıyor 2gossip.com’da.
phenomn
2gossip.com’dan edindiğimiz izlenim, ürünün  Whisper,Secret gibi anonim sosyal ağlarla rekabet etmek düşüncesiyle geliştirildiği. Halihazırda üniversite öğrencileri, hastane ve sıkıcı bir iş yerinde çalışanlar ve ev kadınlarını hedeflediklerini söyleyen kurucu ortağı Özdemir Apaydın Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, Hindistan, Brezilya ve Slovenya’ dan iş başvuruları ve ortak proje başvuruları aldıklarını belirtiyor. Ekip, New England Venture Summit ‘e sunum yapmak üzere çağırılmış.
Özdemir Apaydın ile birlikte hepsi yazılım kökenli Halil Özgen Dindar, Mehmet Beydoğan ve Zeynel Koçak’ın birlikte kurduğu dört mühendisin projesi olan 2gossip.com, bir yılda, kendi altyapıları üzerine geliştirilmiş. Henüz beta yayınında olan 2gossip.com’un önümüzdeki birkaç hafta içinde Android için mobil uygulaması da yayınlanacak. Onu iOS izleyecek.
2gossip.com’u incelemek isterseniz burada.

http://webrazzi.com/2014/11/03/2gossip-com-mekan-odakli-anonim-yerli-sosyal-ag/

Google yeni yer imi aracı Google Stars’ı Chrome üzerinde açığa vurdu

Google bir süredir beklenen yer imi aracını Chrome üzerinden açığa vurdu. Daha önce sızdırılan ilk görüntüleri haklı çıkaran eklendi Chrome mağazasında yerini aldı.
Henüz Google.com/bookmarks adresinde bir güncelleme yapılmamış ama Bookmark Manager olarak adlandırılan eklenti, tasarımından özelliklerine kadar Google’ın yeni yer imi hizmeti olduğunu hissettiriyor. Şimdilik diğer tarayıcıların kullanamayacağı bu eklenti Google’ın yeni tasarım disiplinine de uyuyor, örneğin Inbox by Gmail tasarımına paralel tasarlandığı göze çarpıyor.
Chrome’da oturum açan kullanıcılar, manuel bağlantı kategorilendirmenin yanında otomatik kategorilendirme özelliğini de kullanabiliyor. Bu sayede diğer cihazlardaki tüm yer imlerinizi de eşleyebiliyorsunuz.
google bookmarks yer imi google staras (1)
Giriş yapmaya gerek olmadan genele açık yer imi klasörleri oluşturup sosyal ağlarda paylaşmak da mümkün. Elbette yer imi klasörlerinizi başkalarının erişimine kapatabiliyorsunuz.
Google Stars adıyla tüm tarayıcılara açılması beklenen Google’ın yer imi yönetim aracı, Delicious gibi sosyal imleme sitelerini hatırlatıyor ama burada daha öznel bir araçla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

http://webrazzi.com/2014/10/31/google-yeni-yer-imi-araci-google-starsi-chrome-uzerinde-aciga-vurdu/

Instagram’da video reklam dönemi başladı

Geçtiğimiz yıl hemen hemen bu zamanlar reklam modelinin geleceğini konuştuğumuz Instagram, 2013 yılının sonunda ilk Instagram reklamlarının etkisini açıklamıştı.
İlk etapta sadece ABD’deki kullanıcılara gözüken Instagram reklamları, belli markalarla sınırlı olarak ortaya çıkmıştı. Instagram, video reklamların ortaya çıkmasında da benzer bir yöntem ile ilerledi ve sadece Disney, Activision, Lancome, Banana Republic ve CW gibi markaların video reklamlarına yer vererek, Instagram’daki video reklam dönemini başlattı.
Facebook’un sahibi olduğu Instagram, bu yılın başlarında 100 milyon dolarlık bir reklam anlaşmasına imzalamıştı. Instagram’a video reklam seçeneğinin gelmesiyle birlikte farklı markalar da Instagram mecrasına girmeye başlayabilir ve reklam modelinin, sadece ABD’ye değil, diğer ülkelere de açılmasıyla birlikte Instagram gelirlerini ciddi biçimde artırmaya başlayabilir gözüküyor.
Artık markalar çok daha görsel bir alanı kullanıyor olacaklar. Instagram’ın video reklamverenlerinden biri olan Disney, yeni çıkacak animasyon filmi Big Hero 6’yla ilgili bir videoyu seçerken, oyun şirketi Activision ise Call of Duty: Advanced Warfare oyununun bir fragmanını yayınlamayı tercih etti.
Instagram video reklamlarının şu andaki bir diğer özelliği ise, bahsi geçen Instagram videolarının hiçbirinin şu an için ilgili reklamverenlerin ana Instagram hesaplarında gözükmüyor olması. Kısacası 15 saniyelik Instagram reklamları, reklamverenler tarafından harici bir şekilde Instagram’a yükleniyor ve reklamlar başka bir arayüzden yönetilecek gibi gözüküyor.
İşte Instagram’ın ilk video reklamverenleri olan markaların yayınladıkları Instagram reklam videoları:
Banana Republic

http://webrazzi.com/2014/10/31/instagram-video-reklam/

Twitter ve IBM’den iş kararlarına etki edebilecek işbirliği

Twitter ve IBM, duyurdukları işbirliği ile şirketlerin iş kararlarını vermede onlara yardımcı olacak. İki şirket, Twitter’da bulunan ve tamamı kullanıcılar tarafından oluşturulan veriyi işleyerek, bunun iş kararlarına yardımcı olacak şekilde sunmaya başlayacakları bir işbirliği çerçevesinde bir araya geldi.
IBM’in danışmanlık ve veri işleme alanındaki uzmanlığı ile Twitter’daki büyük verinin bir araya gelmesiyle gerçekleşecek buluşma, şirketlerin satın almak isteyeceği yeni bir servis olarak karşımıza çıkacak. IBM’in Watson Analytics hizmetinin bir parçası olacak olan servis, şirketlere Twitter’da konuşulan konulara göre iş kararı verme konusunda destek olacak.
IBM’in bulut bilişim tabanlı analiz ve veri işleme hizmeti, bundan böyle Twitter’daki verilerle de beslenecek. Çok kısa bir süre önce üçüncü çeyrek sonuçlarını açıklayan Twitter, veri lisanslama kaleminden sadece 41 milyon dolar kazanmıştı. IBM işbirliği sayesinde, Twitter’ın bu alandaki gelirlerini artırmasına da artık kesin gözüyle bakıyoruz. Bundan sonraki süreçte büyük ölçekli şirketler IBM danışmanlığıyla birlikte Twitter’daki verilerin analiz edilmesini sağlayabilecek.
Twitter CEO’su Dick Costolo, bu işbirliğinin çok önemli olduğunu söylerken, bunun iş kararlarının verilmesinde, bir şirketin yeni bir ülke pazarına girerken alacağı kararlara etki edecek cinsten olduğunu aktardı. IBM Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Ginni Rometty ise Twitter’da, tüketici eğilimleri ile ilgili büyük veri barındırdığını ve dünyaya yeni bir gözle bakabilme perspektifi sunduğunu söyledi.

http://webrazzi.com/2014/10/30/twitter-ve-ibmden-is-kararlarina-etki-edebilecek-isbirligi/

Lokasyon üzerine özelleşmiş reklam ağı Adsquare’e 4 milyon dolar yatırım geldi

Markalara; insanların mobil cihazları üzerinden lokasyonlarına göre reklam verebilme imkanı tanıyan Adsquare 4,3 milyon dolar yatırım aldı. A serisi yatırıma girişim gibi Almanya merkezli olan Target Partners liderlik etti. 2012 yılı  sonunda kurulan girişim almış olduğu tohum yatırımla beraber toplamda 5 milyon dolar üzerinde bir yatırıma ulaştı.
Özellikle Avrupa ülkelerinde kanunen reklam ağlarının ‘cookie takibi’ ile detaylı hedefleme yapamaması durumunu bir avantaja çevirdiğini söyleyebileceğimiz Adsquare, lokasyon bazlı mobil reklam yapabilme özelliğiyle öne çıkıyor.
Adsquare özellikle müşterilerine hava durumu, insan yoğunluğu, mobil kullanıcıların etrafında bulunan mağazalar ya da sosyal aktiviteler gibi seçenekleri de reklam için hedef kitle yaratma noktasında sunmasıyla öne çıkıyor.
Bu noktada kendilerine özel algoritmalarıyla hiçbir şekilde kullanıcı bilgisi paylaşmadıklarının altını çizen şirket CEO’su Laband, anonim olarak kullanıcı sakladıklarını bilgilerini lokasyon verisi ile işlediklerini söylüyor. Bunun dışında Laband’ın paylaştığı bilgiye göre şehir hayatı içinde lokasyon verisi 50 metrekarelik bir kare içinde değişkenlik gösterebiliyor.
Aldığı bu yatırımı ürünü geliştirmek ve uluslararası açılım yapmak için kullanacağını tahmin ettiğimiz Adsquare, ABD merkezli rakipleriyle rekabet etmeye çalışacak. Şirket aldığı bu yatırımın da etkisiyle özellikle Avrupa ülkelerinde büyüme gösterebilir ve ileride potansiyel bir satın alma ile hem kurucuları hem de yatırımcılarına para kazandırabilir gibi duruyor. Adsquare ile ilgili gelişmelerde sizleri haberdar etmeye devam edeceğiz.

http://webrazzi.com/2014/10/29/lokasyon-uzerine-ozellesmis-reklam-agi-adsquaree-4-milyon-dolar-yatirim-geldi/

Facebook üçüncü çeyrekte 3.2 milyar dolar gelir elde etti ve günde 864 milyon kullanıcıya erişti

Bugünlerde ardı ardına üçüncü çeyrek sonuçlarını açıklayan halka açık şirketlerin arasına Facebook da katıldı ve üçüncü çeyrek gelirlerini resmi olarak duyurdu. Facebook, 2014 yılının üçüncü çeyreğinde 3.2 milyar dolar gelir elde etmeyi başardı. Bu alanda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 59 artış yakalayan Facebook, 2013 üçüncü çeyrekte 2.02 milyar dolar gelir açıklamıştı.
Facebook’un en büyük gelir kalemi reklamlar ve 3.2 milyar dolarlık gelir pastası içinde, en büyük payı tam 2.96 milyar dolarla bu reklamlar kapıyor. Facebook reklamdan kazandığı paranın yüzde 66’sını ise mobil reklam gelirlerinden oluşuyor. Kısacası Facebook da aynı Twitter gibi en büyük geliri mobil reklamlar sayesinde elde ediyor.
Facebook kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg, yaptığı açıklamada tüm dünyayı birbirine bağlamak vizyonu çerçevesinde yatırım yapmaya devam edeceklerini ve güçlü bir çeyrek sonucu açıkladıklarını aktardı. Facebook’un günlük aktif kullanıcı sayısı Eylül ayı ortalaması itibariyle 864 milyon oldu ve bu geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19 büyüme anlamına geliyor.

Eylül ayı itibariyle Facebook’un aktif üye sayısı 1.35 milyar!

Mobilden günlük aktif kullanıcı sayısı ise 703 milyon kişi olmasına rağmen, Facebook mobilde daha ciddi bir gelişim göstermiş durumda ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 büyümüş. Facebook 30 Eylül 2014 itibariyle ise aktif kullanıcı sayısı 1.35 milyar olarak açıklandı. Mobil aylık aktif kullanıcı sayısı rakamlarını incelediğimizde ise burada 1.12 milyar rakamını görüyoruz. Kısacası aylık bazda Facebook kullanıcılarının neredeyse tamamına yakını Facebook’a mobilden de giriş yapıyor.

Kaynak : http://webrazzi.com/2014/10/29/facebook-ucuncu-ceyrekte-3-2-milyar-dolar-gelir-elde-etti-ve-gunde-864-milyon-kullaniciya-eristi/

Twitter üçüncü çeyrekte 361 milyon dolar gelir elde etti ve aylık aktif kullanıcı sayısı 284 milyona ulaştı

Twitter, üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını açıkladı ve 2014 yılının üçüncü çeyreğinde 361 milyon dolar gelir elde ettiğini duyurdu. Geçen yıla göre gelirlerini tam yüzde 114 oranında artıran şirketin CEO’su Dick Costolo da güçlü bir finansal çeyrek geçirdiklerini söyledi.
Aylık aktif kullanıcı sayısını üçüncü çeyrekte 284 milyona çıkaran Twitter, bu çeyrekte 13 milyon aylık aktif kullanıcı kazandı. Bir önceki çeyrekte Twitter tam 16 milyon aylık aktif kullanıcı sayısı kazandığını açıklamıştı. Her ne kadar büyüme yavaşlıyor olsa da, bu da doğal karşılanan düşüşlerden birisi niteliği taşıyor. Yıl bazlı baktığımızda ise, geçen yıl 271 milyon aylık aktif kullanıcı sayısı bu çeyrek itibariyle 284 milyona ulaşmış durumda.
Twitter’ın en büyük gelir kaynağı reklamları. Reklam gelirleri toplamda 320 milyon dolar ve geçen yılın aynı dönemine göre tam yüzde 109 oranında büyümeyi başarmış. Data lisanslama ve diğer gelirler ile birlikte de Twitter 41 milyon dolar gibi hiç de azımsanmayacak bir alternatif gelir kaynağına sahip.

Twitter’ın en büyük gelir kaynağı mobil reklam

Mobil kullanımın daha yüksek olduğu bir sosyal ağ olan Twitter’da, Twitter reklam gelirlerinde, mobil reklamların payı ise toplam reklam bütçesinin yüzde 80’ini oluşturuyor.
Uluslararası gelirlerin, Twitter’ın toplam geliri içindeki payı sadece yüzde 34. Twitter’ın uluslararası büyümesini gerçekleştirmesi bu yüzden kritik ve Twitter’ın bu çeyrek itibariyle bu alanda da aktif olmaya başladığını üçüncü çeyrek raporunun detaylarında görebiliyoruz. Çünkü Twitter aralarında Arjantin, Şili, Kolombiya, Ekvador, Guatemala, Meksika, Peru gibi Latin Amerika ülkeleriyle, Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerindeki küçük ve orta ölçek işletmelerin hiçbir ajans vasıtası olmadan, kendi kendilerine reklam verebilecekleri sistemini açtı. Toplam 12 ülkede açılan bu reklam servisi, Twitter’ın uluslararası gelirlerini artırmasına da yardımcı olacak.
Kaynak : http://webrazzi.com/2014/10/28/twitter-ucuncu-ceyrekte-361-milyon-dolar-gelir-elde-etti-ve-aylik-aktif-kullanici-sayisi-284-milyona-ulasti/

Macaristan’da internet kullanımının vergilendirilmek istenmesi protestolara sebep oldu

Macaristan’da hükümetin internet kullanımını vergilendirmek istemesine yönelik teklifi ülkede protesto gösterilerine sebep oldu. İlk olarak GB başına 1.38 TL gibi vergilendirilmek istenen internet kullanımı, Macaristan bütçesinin önemli bir katkı sağlayacağının düşünülüyordu. Ancak halihazırda %27 ile dünyanın en yüksek VAT yani KDV’sini ödeyen Macaristan’da bu teklif protestolara sebep oldu.
Güncelleme: Maceristan’da yaşayan bir okuyucumuzdan vergilendirme konusunda bir detay geldi. Aşağıda paylaşıyoruz.
İnternet sağlayıcıları, kendilerine abone olan kişilerin her 1 GB indirmesine karşı devlete vergi ödemek zorunda. Kullanıcı 5 GB üstü indirme yaparsa 6. GB ve diğerlerinin vergisini ödemeyecek. Yani 5 GB’a kadar vergi var, 6 GB ve üzerine vergi yok. 
Onbinlerce Macaristan vatandaşı başkent Budapeşte’de hükümetin interneti vergilendirecek bu girişimini protesto etti. İnternetin insan hakkı olup olmadığı tartışılırken Macaristan’ın bu denemesi oldukça ilginç. Özellikle GB başına bir vergilendirme stratejisi ortaya koymak insanların iletişim haklarını sınırlandırmakla aynı anlama gelebilir.
1385332_1510947502480932_1229879979229819682_n
Protestoların ardından teklifi revize eden Macaristan hükümeti, aylık olarak kullanıcıların 6.45 TL, işyerlerinin ise aylık 46 TL vergilendirmesini önerdi. Meclise sunulacak olan teklifin sonunun ne olacağı henüz net değil ancak dün gece Ekonomi Bakanlığı’na yürüyen protestocular, teklif geri çekilmedikçe protestolara devam edecek gibi görünüyor.
Facebook ve Twitter üzerinden organize olan protestolar yeni vergi taslağında ne kadar etkili olacağını göreceğiz.
Etiketler: Macaristan

Kaynak :http://webrazzi.com/2014/10/27/macaristan-internet-vergi/

Mobil reklam ve arama motoru reklamcılığı aynı hızla büyüdü

Bir haftanın daha sonuna gelirken yine bir haftanın grafiği yazımızla karşınızdayız. Webrazzi PRO‘da hafta içinde yayınlanan, en çok ilginizi çekeceğini düşündüğümüz içeriğe yer verdiğimiz yazı dizimizde bu haftanın konusu mobil reklamcılık ve arama motoru reklamcılığı.
IAB Türkiye‘nin açıkladığı verilere göre 2011, 2012, 2013 ve 2014’ün ilk yarısında mobil reklamcılık ile arama motoru reklamcılığının ülkemiz için toplam hacimlerini görebilirsiniz.
Mobil reklamcılık uzun zamandır en çok konuşulan konu başlıklarından biriyken, 2011 yılında toplam hacminin 25 Milyon TL olduğunu görüyoruz. 2014 yılına geldiğimizde ise ilk 2 çeyrekte 25 Milyon TL’ye ulaşan mobil reklam pazarı için kabaca 3 senede 2 kat artış göstermiş diyebiliriz.
Diğer yandan arama motoru reklamcılığı da 2011 yılında 339 Milyon TL seviyesindeyken 2014’ün ilk 2 çeyreğinde 335 Milyon TL’ye ulaşarak neredeyse aynı büyüme rakamını yakalamış gözüküyor. Bu rakamlara bakmadan önce mobilin belki daha büyük bir ivmeyle büyüdüğü düşünülebilirdi ama ülkemizde mobil reklamcılıkla arama motoru reklamcılığının büyüme hızları neredeyse aynı seyrediyor.
Diğer yandan durum küresel çapta daha farklı. Arama motoru reklamcılığı büyüme hızı yüzde 5 seviyesindeyken sosyal medya reklamcılığı ve mobil reklam oldukça büyük bir hızla büyüyor. Bu noktada ülkemizdeki metriklerin de zamanla yurtdışı ile benzerlik taşıyacağını söyleyebiliriz. Söz daha fazla uzatmadan sizlere grafiklerle başbaşa bırakıyoruz.
Arama Motoru Reklamcılığı (Tüm rakamlar IAB Türkiye tahminidir. Yaratıcı işler, CRM çalışmaları, SEO yatırımları hariçtir.)
aramarama-motoru-reklamciligi-grafik
Mobil reklamcılık (Tüm rakamlar IAB Türkiye tahminidir. Yaratıcı işler, CRM çalışmaları, SEO yatırımları hariçtir.)
mobil-reklamcilik-grafik

Webrazzi PRO nedir, ne işe yarar?

THY, Akbank, Turkcell, Google, Revo Capital, BKM, Limango ve n11.com gibi çok sayıda şirket tarafından kullanılan Webrazzi PRO için, dijital sektörün bilgi merkezi diyebiliriz.
Webrazzi PRO’da e-ticaret, ödeme sistemleri, sosyal medya, dijital pazarlama, oyun ve donanım gibi çok sayıda konu başlığı hakkında 2000’in üzerinde istatistik ve 10’larca özel not bulabilirsiniz. Veriye dayalı düşünme alışkanlığı kazandıran Webrazzi PRO’nun aynı zamanda sektörel sunum ya da rapor hazırlarken de oldukça faydalı olduğunu söyleyebiliriz.
Örnek olarak Webrazzi PRO verileriyle hazırlanan 45 Saniyede Türkiye E-Ticaret Pazarı başlıklı video’yu şuradan izleyebilir, ya da haftanın grafiği yazı dizimize buradan ulaşabilirsiniz.
(Görsel kaynak: Bennyartist/Shutterstock)
Kaynak :http://webrazzi.com/2014/10/25/son-3-yilda-mobil-reklam-ve-arama-motoru-reklamciligi-ulkemizde-ayni-hizla-buyudu-webrazzi-pro/

Facebook karşıtı sosyal ağ Ello 5,5 milyon dolar yatırım aldı

Facebook karşıtı duruşuyla kısa bir süre öncesine kadar yoğun ilgi gören sosyal ağ Ello, 5,5 milyon dolar yatırım aldığını duyurdu. Foundry Group, Bullet Time Ventures ve FreshTracks Capital’ın katıldığı yatırım turuyla birlikte Ello, reklamsızlık sözünü de yasal olarak güvence altına aldı. Şirket bunun için reklam göstermesi ve kullanıcı verilerini satmasını engelleyecek şekilde bir kamu yararı şirketi haline geldi.
Ello, bir kamu yararı şirketi haline geldiğini üyelerine (ve üye adaylarına)  gönderdiği bir e-postada paylaştı. Burada görebileceğiniz belgeyle resmileşen Ello’nun bu şekilde sınıflandırılması, kar amaçlı bir kurum olarak çalışırken, kamu yararını koruması şartını beraberinde getiriyor. Ello’nun adımı kullanıcılarının reklam ve gizlilik konusundaki şüphelerinin giderilmesinin yanında, ilerleyen dönemde yatırımcıların olası baskısından da şirketin korunmasını sağlıyor.
ello-ekran-940
Yoğun bir ilgi gören Ello’nun bugün 1 milyondan fazla kullanıcısı olduğu belirtiliyor.Saatte 40-50 bin yeni üye talebi alan Ello, trafikle baş edemediği için bir süre önce yeni kayıtları dondurmuştu. Ello’nun kayıt sırasında bugün 3 milyon kişinin olduğu da notlar arasında. Yatırımın, Ello’yu hazırlıksız yakalayan bu hızlı büyümeye cevap vermek için kullanılması planlanıyor. Ello, henüz beta yayınında ve kullanıcı deneyimi mükemmel olmaktan uzak. Yatırımla birlikte şirketin ürününde de iyileştirmeler yapması bekleniyor.
İncelemek isterseniz olan Ello burada. Daha detaylı bilgi için Ello ile ilgili ilk incelememiz de burada.
Kaynak : http://webrazzi.com/2014/10/24/facebook-karsiti-sosyal-ag-ello/

Gerçek isminizi kullanmak zorunda olmadığınız ilk Facebook ürünü, Rooms yayınlandı

Facebook, kendi içerisinden çıkarttığı mobil uygulama girişimlerine bir yenisini ekledi. Forum tarzında olan ve farklı konuların oluşturulabildiği, kullanıcıların ilgi alanlarına göre bilgi, fikir paylaşımı yapabileceği Rooms uygulaması AppStore’daki yerini aldı.
Room’lara, yani farklı odalara girerek belirlediğiniz kullanıcı adınızla konuşmaya dahil olabileceğiniz bir yapısı bulunan Rooms, aynı zamanda Facebook’un gerçek ad ve soyad kullanımını zorunlu tutmadığı ilk uygulama olma niteliği de taşıyor.
Hemen yukarıda belirttiğimiz sebeple, Rooms uygulaması Facebook’tan biraz daha bağımsız bir imaj çiziyor gibi gözüküyor. Ayrıca, Rooms uygulamasının ürün yöneticiliğini üstlenen kişi, Facebook’un yılın başında Branch satın almasıyla şirkete kazandırdığı bir isim olan Josh Miller. Böylece Miller’ın, kendi projesini Facebook çatısı altında harekete geçirmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Rooms için hemen bir Facebook, Twitter ve Instagram hesabı açılmış. Bunun yanı sıra, Facebook.com adresi altında, Rooms uygulaması ile ilgili bir yardım merkezi de hemen kurulmuş.
roomsfeatured1
Rooms, Facebook altında bir uygulama olmasına rağmen, kayıt için bir Facebook hesabı ya da e-posta adresi istemiyor. Uygulama, QR kodlu bir davet sistemini de destekliyor ve kullanıcılar, bazı gruplara bu QR kodlar aracılığıyla girebiliyorlar. Rooms uygulamasının amacı çeşitli topluluklar yaratabilmek. Böylelikle, kullanıcıların aynı günümüz başarılı sosyal ağlar gibi, kullanıcıların her gün ziyaret edeceği bir yer haline getirme hedefleri bulunuyor.
Facebook Creative Labs çatısı altında üretilen bir başka uygulama olan Rooms’u buradan indirebilirsiniz. Şimdilik sadece ABD, İngiltere ve İngilizce konuşan birkaç diğer ülkenin AppStore’larına yüklenmiş durumda.
Kaynak : http://webrazzi.com/2014/10/24/facebook-rooms/

Türkiye, sosyal medya kullanımında dünya lideri (2014)

Google, Türkiye’nin de dahil olduğu 46 farklı pazarda internet kullanım alışkanlıklarını ölçtüğü ve karşılaştırdığı Tüketici Barometresi araştırmasının bu yılki sonuçlarını duyurdu. Kapsadığı ülkelerdeki internet kullanıcılarının dijital, mobil, video ve alışveriş alışkanlıkları hakkında içgörüler sağlayan raporda bu yıl Türkiye, sosyal medya kullanımı konusunda dünyada ilk sırada yer alıyor.
İncelemeye dahil edilen ülkelerin sonuçlarının ayrı ayrı görüntülenebildiği rapora göre, Türkiye’deki internet kullanıcılarının sosyal medya kullanım oranı yüzde 92, dünya genelinde ise bu oran yaklaşık yüzde 40. Sosyal medya kullanımı konusunda lider olan Türkiye’yi yüzde 86 ile Arjantin ve yüzde 84 ile Brezilya ve yüzde 83 ile Çin takip ediyor. Aşağıdaki grafik dünya genelinde sosyal medyayı en çok kullanan ülkeleri gösteriyor.
consumer-barometer-graph
Türkiye’deki internet kullanıcılarının büyük çoğunluğu her gün online oluyor. En yüksek oran yüzde 84 ile 16-24 yaş aralığındaki kullanıcılara aitken, 25-34 yaş yüzde 77, 35-44 yüzde 62, 45-54 yaş arası ise yüzde 41 oranında online oluyor. 55 yaş üstündeki internet kullanıcılarının her gün online olma oranı ise bir önceki gruba göre artış göstererek yüzde 62’ye ulaşıyor.
consumer-barometer-graph (3)
Türkiye’deki online nüfusun artışında akıllı telefon penetrasyonundaki artış da önemli bir etmen. Zira, Türkiye’de 2012 yılında yüzde 14 olan akıllı telefon kullanımı bugüne kadar yaklaşık 3 katına çıkarak yüzde 39’a ulaşmış. Kullanıcıların akıllı telefonlarında en çok etkileşime geçtikleri aktivite ise fotoğraf. Kullanıcıların yüzde 66’sı fotoğraf için akıllı telefonlarını kullandıklarını söylerken, müzik diyenlerin oranı yüzde 58 ve oyun diyenlerin oranı ise yüzde 53.
google barometre 2
Türkiye’nin internet kullanıcılarının, alışveriş süreçlerine akıllı telefonlarını dahil etme oranı da dünya ortalamasının üzerinde. Rapora göre, Türkiye’de alışveriş sürecinin herhangi bir aşamasında araştırma yapmak için akıllı telefonunu kullananların oranı yüzde 37. Bu oran ABD’de yüzde 21, Almanya ve İngiltere’de ise yüzde 17. Türkiye’deki bu süreçte en çok araştırılan kategori ise TV setleri. Onu sinema ve sigorta takip ediyor. Araştırmaya katılan internet kullanıcılarından son cep telefonunu internet üzerinden aldığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 32.
barometre 5
Türkiye’deki internet kullanıcılarının yüzde 41’i günde en az bir kere online video izliyor. İzleyicilerin yüzde 77’si videoları bir video sitesinden veya uygulamasından izliyor.
Araştırmanın genel sonuçlarını burada görebilir, Türkiye sonuçları içinse buraya gidebilirsiniz.
Etiketler: Google

Kaynak : http://webrazzi.com/2014/10/23/google-tuketici-barometresi-2014-sonuclarina-gore-turkiye-sosyal-medya-kullaniminda-dunya-lideri/

Socialbakers markaları artık Social Health Index ile analiz edecek

Sosyal medya pazarlama ve anatilik girişimi Socialbakers, Lenovo işbirliği ile geliştirdiği Social Health Index adlı yeni sosyal medya ölçüm sistemini tanıttı.
Markaların sosyal medyadaki değerlerini tek bakışta gözler önüne seren Social Health Index, farklı platformlardaki kıyaslamalarla en iyi sosyal medya değerlemesini sunmayı amaçlıyor.
Daha önce kendi araştırmalarıyla markaların kıyaslamalı sosyal medya performanslarını gözler önüne seren girişim, Social Health Index ile markaların bizzat bu analizleri yapmasına imkan tanıyor. Bu yenilik özetle markaların sosyal medya pazarlamasına harcadıkları yatırımın geri dönüşünü en iyi şekilde almalarının yolunu açıyor.
social bakers social health index sosyal medya pazarlamasi
Facebook, Twitter ve YouTube analizleriyle tek bir değerleme notu çıkaran Socialbakers, katılım ve paylaşım gibi farklı açılardan çözümlemeler sunuyor. Bu sayede markalar kendilerini hangi yönde geliştirmeleri gerektiğini görebiliyor. Hedeflere ulaşmak için gerçek zamanlı sonuçlar alıp bunları optimize etme şansına kavuşuyor.
social bakers social health index sosyal medya pazarlamasi 2
Avrupalı başarılı girişimlerden biri olan Socialbakers‘ın bu yeni değerlendirme sistemiyle sosyal medya pazarlamasına yeni basamak daha ekliyor diyebiliriz. Şirketlerin Social Health Index’ten ne kadar faydalanacağını ise önümüzdeki dönemde hep birlikte göreceğiz.
Kaynak :http://webrazzi.com/2014/10/23/socialbakers-markalari-artik-social-health-index-ile-analiz-edecek/

The Open Standard: Mozilla’dan açık kaynak dünyasına özel dijital dergi

İnternetin kişisel olmaktan çıkıp dünyayı etkileyen ve devletler tarafından yönetilen bir kaynak haline gelmesi Mozilla gibi açık kaynak taraftarlarını sürekli yeni bir şeyler üretmeye itiyor. Mozilla’nın tanıttığı yeni çevrimiçi dergisi Open Standard da bu çalışmanın son ürünü.
Mozilla Voices’ın yeni adı olan The Open Standard, açık kaynaklı ve şeffaf internet dünyasının savunmasını ve haberciliğini yapmak üzere kurulmuş. Bu medya gücünün editörlüğünü de daha önce AOL ve CNN gibi önemli şirketlerden tecrübeli bir isim olan Anthony Duignan Cabrera üstleniyor.
Cabrera’nın yaptığı açıklamaya göre Open Standard açık kaynak dünyasını farklı açılardan mercek altına alacak ve bu ekosistemin büyümesi için çalışacak. Kısa bir zaman sonra da okuyucularının da katkısını da kabul edecek.
mozilla acik kaynak open standard
Kendisi de açık kaynaklı teknolojilere dayanan ve kâr amacı gütmeyen bir vakıf olan Mozilla, bu alandaki haberlerden eğitim içeriklerine, fikir yazılarından yenilikçi ürünlere kadar geniş bir yelpazeyi takip edip kullanıcılarına sunmaya hazırlanıyor.
Kaliteli içeriğin öneminin giderek arttığı bir dönemde Mozilla’nın da kendi medyasını oluşturan markalar arasına katılması bu alanda daha fazla gelişmenin olacağına işaret ediyor.
Kaynak : http://webrazzi.com/2014/10/20/mozilla-open-standard/

BadgerHunt’la markalar selfie çekenlere ürün yerleştirme yapacak

Ürün yerleştirme artık televizyon ekranlarında, video oyunlarda sıklıkla görüşmeye alıştığımız bir reklam kullanımı. Ancak BadgerHunt işe farklı bir boyut kazandırıyor.
BadgerHunt adlı girişim, farklı bir alanda hizmet veriyor ve reklamverenlerin, gerçek kişilerin t-shirt’lerine, şapkalarına ya da otomobillerin tamponlarına çıkartma reklamlar yerleştirebilecekleri reklam yerleştirebileceği “reklam alanları” sunuyor.
Bu işten para kazanmak isteyen kullanıcılar, ilgili markaların t-shirt’lerini giyerek veya şapkalarını takarak selfie çekiyorlar ya da otomobillerin tamponlarına, reklamverenlerinin çıkartmalarını yapıştırıyorlar. Böylece reklam gösterilmiş oluyor ve kullanıcılar, reklamverenden reklam geliri elde ediyor.
Kendilerine reklam alan kullanıcılar, çektikleri ve yayınladıkları fotoğrafları BadgerHunt’ın web sitesinden paylaşıyorlar ve bu fotoğraflar reklamverenlere aktarılıyor. Böylece reklamın onay mekanizması da tamamlanıyor ve reklamverenler, reklam mecrası olan kullanıcılara, BadgerHunt aracılığıyla kullanıcının etki alanına göre, 5 dolar ile 50 dolar aralığında değişen rakamlar karşılığında Bitcoin cinsinden ödeme yapıyor.
Kaynak : http://webrazzi.com/2014/10/20/badgerhunt-ile-markalar-bitcoin-karsiliginda-selfie-cekenlerin-kiyafetlerine-urun-yerlestirme-yapacak/

Zwipe, MasterCard desteğiyle parmak izi okuyuculu kredi kartını duyurdu


zwipe-mastercard-productNorveç merkezli girişim Zwipe, dünyanın ilk parmak izi okuyabilen kredi kartını duyurdu.

Apple Pay ile de işbirliği içerisinde olan ve kullanıcıları ödeme esnasında PIN şifre girme, imza atma ya da kimlik ibraz etmek gibi dertlerden tamamen kurtarmaya amaçaylan MasterCard, parmak izi okuyuculu projelerle yakından ilgileniyor gibi görünüyor ve bu yüzden de Zwipe’a da desteği tam.
Tıpkı Apple’ın Touch ID mantığıyla çalışan Zwipe’ın tek farkı, parmak izi okuyucunun fiziksel kartın üzerinde yer alması. Bu kredi kartıyla, temassız ve parmak izi okumayla ödeme işlemi tamamlanabiliyor.
Zwipe kart, sahibinin biyometrik datasını tutuyor ve üzerinden parmak izi okuyucu sensör ile işlev görüyor. Müşteri, ödeme esnasında parmak izini burada okuturken bir yandan da kartını temassız ödeme alanına tutarak ödeme işlemini bitiriyor.
Zwipe’ın testleri, pilot bölge seçilen Norveç’teki banka Sparebanken DIN üzerinde gerçekleştirilmiş. Bu alanda gerçekleşen yenilikler gösteriyor ki, Apple Pay rekabette sadece önde başlamanın avantajını yaşayabilir. Zwipe, 2015 yılından itibaren yayılmaya başlayacak olan temassız ödeme POS terminallerinde kullanılabilir durumda olacak. Böylelikle Zwipe’ın da ne kadar yaygınlaşacağını ve ABD’de hangi bankaların kullanmaya yanaşacağını yakın gelecekte göreceğiz.

Facebook videoları yeniden popülerleşmeye başlıyor

 Bir sosyal ağın kullanımı açısından video paylaşımları oldukça önemli ve kritik değer taşıyor. Facebook da video içeriğe baştan bu yana oldukça değer veriyor.
Her ne kadar Facebook gibi bir dev de olsa, videoların barındırılması ciddi maliyetleri beraberinde getiriyor; telif hakları gibi konular yüzünden de, Facebook’ta video dediğimizde, neredeyse YouTube kadar büyük bir operasyonun Facebook içerisinde yer alması gerektiğinin altını çizebiliriz. Facebook, bugüne kadar çok da ön plana çıkartmadığı bu alanda son dönemde pek çok iyileştirme yaptı.
Facebook video reklamları, mobil video reklamlar gibi özelliklerin yanı sıra, Facebook’ta daha çok video izleyenlerin daha çok video reklam görebilmesi için algoritmalar geliştirildi. Bildiğiniz gibi Facebook, bundan yaklaşık 1 ay kadar önce günlük 1 milyar video izlenme sayısına eriştiğini açıklamıştı.
Video izlenmelerinin yüzde 65’inin mobil cihazlardan gerçekleşmesi, Facebook’un çok kısa bir süre önce artık herkese açık video izlenme sayısını göstermesi gibi özelliklerle birlikte Facebook videolarını artık çok daha sık görebileceğiz gibi gözüküyor. Bu sebeple YouTube’a ciddi bir alternatif olacak Facebook videoları, paylaşım sayısına bakıldığında da hemen YouTube’un arkasında yer alıyor.
share-of-video-posts
Socialbakers’ın 180 bin video içeriğinin yayınlandığı 20 bin Facebook sayfasını analiz ederek çıkarttığı rapora göre, Facebook özellikle Ocak 2014’ten bu yana yükselen bir ivme ile video içerik sayısını ve paylaşım oranını artırıyor. Bu noktada grafiğe baktığımızda YouTube’dan pay kaptığı belirgin olan Facebook videolarının paylaşım sayısı, 2014 yılının hemen sonunda ya da 2015 yılında başabaş noktaya gelebilir.
Kısacası yakın gelecekte Facebook videolarını daha sık görmeye başlayacağız ve YouTube, Vimeo, Dailymotion gibi üçüncü parti platformlardan paylaşılan videoların sayısının azalmasını izleyeceğiz.
Kaynak :http://webrazzi.com/2014/10/19/facebook-videolari-yeniden-populerlesmeye-basliyor/

11 Ocak 2015 Pazar

Who Needs Trees? The First Synthetic Leaf

The tech world is buzzing about a new breakthrough in nature imitation, synthetic leaves. Julian Melchiorri has crafted an artificial leaf made of silk that can allegedly produce oxygen if exposed to light and water. He claims that a technology such as this could revolutionize a number of industries and help make the world a little greener.
Melchiorri, a graduate student at the Royal College of Art, created his synthetic leaf, called Silk Leaf, in conjunction with a silk lab at Tufts University. The final product was recently featured by Dezeen and Mini Frontiers - a year-long collaboration between two name brands dedicated to "exploring how design and technology are coming together to shape the future."
"It's very light, low energy-consuming," Mechiorri said in a Frontiers video. "It's completely biological and my idea was to use the efficiency of nature in a man-made environment. I created some lighting out of this material, using the light to illuminate the house but at the same time to create oxygen for us."
Mechiorri suggests that this simple leaf technology can be applied to the sides of building, promoting the production of clean oxygen even in busy metropolitan areas, where the US Forest Service says we already need more oxygen producing trees.
However, this certainly doesn't mean we can forget all about planting trees. Accoridng to the graduate student, the Silk Leaf features chloroplasts extracted from actual plant cells. These tiny cellular power-plants are then suspended in a material made from silk proteins that preserves them for an extended (but unspecified) amount of time. In this way, the Silk Leaves could never replace real plants entirely, as they rely on the real-deal even to be made.
Still, Mechiorri isn't simply just making leaves with other leaves either. It's more like he's making a new kind of leaf to tackle very specific and challenging situations.
"Plants don't grow [well] in zero gravity," explained Melchiorri. "NASA is researching different ways to produce oxygen for long-distance space journeys to let us live in space. This material could allow us to explore space much further than we can now."
NASA is currently working on developing ways to grow agriculture on the International Space Station, but the agency's current VEGGIE project limits plant growth to tiny individualized root packets designed to hold water and nutrients.
Some very large packets would need to be developed for trees. Mechiorri's invention offers a new and attractive alternative.


9 Ocak 2015 Cuma

Wi-Fi Security: Should You Use WPA2-AES, WPA2-TKIP, or Both?

AES vs. TKIP

TKIP and AES are two different types of encryption that can be used by a Wi-Fi network. TKIP stands for “Temporal Key Integrity Protocol.” It was a stopgap encryption protocol introduced with WPA to replace the very-insecure WEP encryption at the time. TKIP is actually quite similar to WEP encryption. TKIP is no longer considered secure, and is now deprecated. In other words, you shouldn’t be using it.
AES stands for “Advanced Encryption Standard.” This was a more secure encryption protocol introduced with WPA2, which replaced the interim WPA standard. AES isn’t some creaky standard developed specifically for Wi-Fi networks; it’s a serious worldwide encryption standard that’s even been adopted by the US government. For example, when you encrypt a hard drive with TrueCrypt, it can use AES encryption for that. AES is generally considered quite secure, and the main weaknesses would be brute-force attacks (prevented by using a strong passphrase) and security weaknesses in other aspects of WPA2.
The “PSK” in both names stands for “pre-shared key” — the pre-shared key is generally your encryption passphrase. This distinguishes it from WPA-Enterprise, which uses a RADIUS server to hand out unique keys on larger corporate or government Wi-Fi networks.

WPA Uses TKIP and WPA2 Uses AES, But…

In summary, TKIP is an older encryption standard used by the old WPA standard. AES is a newer Wi-Fi encryption solution used by the new-and-secure WPA2 standard. In theory, that’s the end of it. But, depending on your router, just choosing WPA2 may not be good enough.
While WPA2 is supposed to use AES for optimal security, it also has the option to use TKIP for backward compatibility with legacy devices. In such a state, devices that support WPA2 will connect with WPA2 and devices that support WPA will connect with WPA. So “WPA2″ doesn’t always mean WPA2-AES. However, on devices without a visible “TKIP” or “AES” option, WPA2 is generally synonymous with WPA2-AES.

Wi-Fi Security Modes Explained

Confused yet? We’re not surprised. But all you really need to do is hunt down the one, most secure option in the list. For example, here are the options our Comcast Xfinity router provides:
  • Open (risky): Open Wi-Fi networks have no passphrase. You shouldn’t set up an open Wi-Fi network — seriously, you could have your door busted down by police.
  • WEP 64 (risky): The old WEP encryption standard is vulnerable and shouldn’t be used. Its name, which stands for “Wired Equivalent Privacy,” now seems like a joke.
  • WEP 128 (risky): WEP with a larger encryption key size isn’t really any better.
  • WPA-PSK (TKIP): This is basically the standard WPA, or WPA1, encryption. It’s been superseded and isn’t secure.
  • WPA-PSK (AES): This chooses the older WPA wireless protocol with the more modern AES encryption. Devices that support AES will almost always support WPA2, while devices that require WPA1 will almost never support AES encryption. This option makes very little sense.
  • WPA2-PSK (TKIP): This uses the modern WPA2 standard with older TKIP encryption. This isn’t secure, and is only a good idea if you have older devices that can’t connect to a WPA2-PSK (AES) network.
  • WPA2-PSK (AES): This is the most secure option. It uses WPA2, the latest Wi-Fi encryption standard, and the latest AES encryption protocol. You should be using this option. On devices with less confusing interfaces, the option marked “WPA2″ or “WPA2-PSK” will probably just use AES, as that’s a common-sense choice.
  • WPAWPA2-PSK (TKIP/AES) (recommended): Our Comcast Xfinity router recommends this free-for-all option. This enables both WPA and WPA2 with both TKIP and AES. This provides maximum compatibility with any ancient devices you might have, but also ensures an attacker can breach your network by cracking the lowest-common-denominator encryption scheme. This TKIP+AES option may also be called WPA2-PSK “mixed” mode.

Devices Manufactured Since 2006 Must Support AES

WPA2 certification became available in 2004, ten years ago. In 2006, WPA2 certification became mandatory. Any device manufactured after 2006 with a “Wi-Fi” logo must support WPA2 enctyption. That’s now eight years ago!
Your Wi-Fi enabled devices are probably newer than 8-10 years old, so you should be fine just choosing WPA2-PSK (AES). Select that option and then you can see if anything doesn’t work. If a device does stop working, you can always change it back — although you may just want to buy a new device manufactured at any time in the last eight years.

WPA and TKIP Will Slow Your Wi-Fi Down

WPA and TKIP compatability options can also slow your Wi-Fi network down. Many modern Wi-Fi routers that support 802.11n and newer, faster standards will slow down to 54mbps if you enable WPA or TKIP in their options. They do this to ensure they’re compatible with these older devices.
In comaprison, even 802.11n supports up to 300mbps — but, generally, only if you’re using WPA2 with AES. Theoretically, 802.11ac offers theoretical maximum speeds of 3.46 Gbps under optimum (read: perfect) conditions.
In other words, WPA and TKIP will slow a modern Wi-Fi network down. It’s not all about security!


On most routers we’ve seen, the options are generally WEP, WPA (TKIP), and WPA2 (AES) — with perhaps a WPA (TKIP) + WPA2 (AES) compatibility mode thrown in for good measure.
If you do have an odd sort of router that offers WPA2 in either TKIP or AES flavors, choose AES. Almost all your devices will certainly work with it, and it’s faster and more secure. It’s an easy choice, as long as you can remember AES is the good one.

 


 


 

5 Ocak 2015 Pazartesi

Does Hashing Make Data “Anonymous”?

One of the most misunderstood topics in privacy is what it means to provide “anonymous” access to data.  One often hears references to “hashing” as a way of rendering data anonymous.   As it turns out, hashing is vastly overrated as an “anonymization” technique.   In this post, I’ll talk about what hashing is, and why it often fails to provide effective anonymity.
What is hashing anyway?  What we’re talking about is technically called a “cryptographic hash function” (or, to super hardcore theory nerds, a randomly chosen member of a pseudorandom function family–but I digress).   I’ll just call it a “hash” for short.   A hash is a mathematical function: you give it an input value and the function thinks for a while and then emits an output value; and the same input always yields the same output.  What makes a hash special is that it is as unpredictable as a mathematical function can be–it is designed so that there is no rhyme or reason to its behavior, except for the iron rule that the same input always yields the same output.    (In this post I’ll use a hash called SHA-1.)
With that out of the way, let’s consider whether hashing a Social Security Number renders it “anonymous”.   If you hash my SSN, the result is b0254c86634ff9d0800561732049ce09a2d003e1.  (Let’s call this the “b02 value” for short.)  That looks nothing like my SSN–but that in itself does not make the value “anonymous”.   The key question is whether a person who gets the b02 value can figure out what my SSN is.
How might an analyst who has the b02 value try to determine my SSN?   One approach that doesn’t work is to try to run the hash function backward–or as a mathematician would say, to find its inverse.   Many functions can be run backward.   Consider the function that adds 17 to its input.    To run that function backward, you just subtract 17.     The hash has an inverse (of a sort) but nobody knows what it is, and as far as anyone knows it is not feasible to find the inverse.   So a smart analyst will give up on the invert-the-hash approach.
But there is another trick available to the analyst–and this trick will work.  The analyst simply guesses my SSN–he enumerates all of the possible nine-digit SSNs and hashes each one.   When he hashes my correct SSN, the result will be equal to the b02 number, so he will know that he guessed right.   You might think it would take a long time to run through all of the possible SSNs, but computers are very fast–there are “only” one billion possible SSNs, so your laptop can hash all of them in less time than it takes you to get a cup of coffee.
A clever analyst would do it even faster.   He would hash all of the possible SSNs in advance, and build an index that allowed him to recover the SSN from its corresponding hash value in the blink of an eye.   Hashing the SSN would offer no protection at all against an analyst who had built such an index.
It should be clear by this point that hashing an SSN does not render it anonymous.  The same is true for any data field, unless it is much, much, much harder to guess than an SSN–and bear in mind that in practice the analyst who is doing the guessing might have access to other information about the person in question, to help guide his guessing.
Does this means that hashing always fails, and is never a good way to scrub data?   Almost, but not quite.   There are more advanced uses of hashing that can offer some protection in some settings.  But the casual assumption that hashing is sufficient to anonymize data is risky at best, and usually wrong.
[In case you’re wondering, the b02 value is not really the hash of my SSN.  It is the hash of the text string “my SSN”.   There is no way I would publish the hash of my actual SSN.]

Source : http://techatftc.wordpress.com/2012/04/22/does-hashing-make-data-anonymous/

Data Anonymization

 
Recently, talk of “anonymizing” or “pseudo-anonymizing” data has been picking up, both publicly online and in private conversations with our clients.
There have been questions on what these terms mean, what they mean for user privacy, and the pitfalls around the practice.
Currently, “anonymizing” is not defined or clearly addressed in TRUSTe’s privacy program requirements.  However, we have developed an understanding of the practice over time that we apply evenly to all of the participants in our privacy programs.  We also provide guidance on privacy best practices to clients on this topic and other practices, which are not covered by our program requirements.
TRUSTe defines anonymizing as taking information that is currently Personally Identifiable Information (PII) and permanently turning it into non-identifying data.  We identify pseudo-anonymizing as taking data that is currently PII and turning it into non-identifying data that can be returned from its anonymized state to PII in the future.
One of the simplest forms of anonymization that takes place every day on nearly every website: analytics.  Services like Google Analytics take PII such as an IP Address combined with other detailed information, then anonymizes and aggregates the data to provide useful graphs such as the percentage of site visitors that use Mozilla Firefox.  In this situation, anonymization increases user privacy, because the site does not need to retain any PII to get the information they require.
Thus, data that can be easily de-anonymized, that is turned back into PII, does not protect privacy in the same way.  For that reason, TRUSTe does not recognize or recommend pseudo-anonymizing data.  In fact, it may do more harm than good.  Consumers may be confused or misled if you were to tell them that you retain no PII, when in fact you could at any moment (presto-changeo!) recover PII that has been pseudo-anonymized.  TRUSTe believes that anonymization must be one-way in order to be effective.
One of the most popular methods of anonymizing data (other than the aggregation described above) is hashing.  It is important to note concerns expressed by researcher Ed Felten (@EdFelten) on his blog which question whether hashing is an effective way to anonymize data at all.  Whether or not hashing is the best technological means to anonymize data, in many cases it does not have the privacy protective effect many online service providers expect.
This is because a pitfall of anonymizing data is that in some circumstances, the anonymized (or pseudo-anonymized) data itself can be PII.  For example, a web service may store a hash of a user’s email address and name, along with some other data associated with the hashed PII.  The service believes the data has been anonymized and that they have retained no PII because an attacker obtaining the hash would not know what the hash means, and the service cannot recover the user’s email address and name.  The associated data will only be recovered when the user next enters their email address and name.  While this may be a good security rationale (although again see Ed Felten’s blog on why that may not be the case), it fails to understand the privacy implications by ignoring the definition of PII.
The definition of PII is not merely a list of important pieces of information such as a phone number, address, social security number, etc. TRUSTe defines Personally Identifiable Information (PII) as “any information or combination of information that can be used to identify, contact, or locate a discrete Individual”.  In this situation, the entire reason for keeping the hashed data is to be able to identify a discrete user the next time they return to the site.  Therefore, in this case, the hash is PII.  So while it may still be a good practice to hash data in this way, online services need to understand that their obligations in how they treat this data (including notice and choice requirements) may not change simply because they believe the data has been anonymized.
Anonymization is a useful tool, but as with everything in the privacy world, context is the key.  Online services need to take the time to fully understand their decision to anonymize data, and what it does and does not mean for user privacy.
- See more at: http://www.truste.com/blog/2013/04/16/data-anonymization/#sthash.KIdcSLD7.dpuf

Source : http://www.truste.com/blog/2013/04/16/data-anonymization/

1 Ocak 2015 Perşembe

Active RFID vs. Passive RFID

Active RFID and Passive RFID are fundamentally different technologies that are often evaluated together. While both use radio frequency energy to communicate between a tag and a reader, the method of powering the tags is different. Active RFID uses an internal power source (battery) within the tag to continuously power the tag and its RF communication circuitry, whereas Passive RFID relies on RF energy transferred from the reader to the tag to power the tag.  
active rfid tag
The active tag is battery-powered and always, well, active. It is consistently on the lookout for a reader’s signal.
passive rfid tag toll booth
The passive tag relies on energy transferred from a reader to power up and transfer its information.
  Passive RFID requires stronger signals from the reader, and the signal strength returned from the tag is constrained to very low levels. Active RFID allows very low power RF beacons to be received by the reader because the reader does not need to power the tag for the tag to respond. Additionally, the Active RFID tag is continuously powered, whether in the vicinity of the reader or not. Active tags can also “beacon” or initiate communication with a reader (or other tags) when certain conditions are present. Active tags can contain external sensors to monitor temperature, humidity, motion, and other conditions.
tag-3
Active tags can contain sensors to monitor conditions such as…
temperature

Temperature
humidity-2

Humidity
motion-2

Motion

See the table below for a direct comparison of the two technologies.

 

Active RFID Passive RFID
Power Battery operated No internal power
Required Signal Strength Low High
Communication Range Long range (100m+) Short range (3m)
Range Data Storage Large read/write data (128kb) Small read/write data (128b)
Per Tag Cost Generally, $15 to $100 Generally, $0.15 to $5.00
Tag Size Varies depending on application “Sticker” to credit card size
Fixed Infrastructure Costs Lower – cheaper interrogators Higher – fixed readers
Per Asset Variable Costs Higher – see tag cost Lower – see tag cost
Best Area of Use High volume assets moving within designated areas (“4 walls”) in random and dynamic systems High volume assets moving through fixed choke points in definable, uniform systems
Industries/Applications Auto dealerships, Auto Manufacturing, Hospitals – asset tracking, Construction, Mining, Laboratories, Remote monitoring, IT asset management Supply chain, High volume manufacturing, Libraries/book stores, Pharmaceuticals, Passports, Electronic tolls, Item level tracking
   Source : http://atlasrfid.com/auto-id-education/active-vs-passive-rfid/

Radio Frequency Identification

Radio-frequency identification (RFID) is the wireless use of electromagnetic fields to transfer data, for the purposes of automatically identifying and tracking tags attached to objects. The tags contain electronically stored information. Some tags are powered by electromagnetic induction from magnetic fields produced near the reader. Some types collect energy from the interrogating radio waves and act as a passive transponder. Other types have a local power source such as a battery and may operate at hundreds of meters from the reader. Unlike a barcode, the tag does not necessarily need to be within line of sight of the reader, and may be embedded in the tracked object. Radio frequency identification (RFID) is one method for Automatic Identification and Data Capture (AIDC).
The main industries using RFID tags are
  • Government Identification ( ID, Passport, driving license, health card...).
  • Public transport (Tram, Subway, train, bus)
  • Animal tagging ( cattle, pets, or even bees)
  • Payment (vending machines,cantine, point of sales, Contactless bank cards)
  • Various industrial environments (logistics, maintenance, ...)
  • Company cards (Access control, Time & attendance, Parking, logical access to computer applications...)
Examples: An RFID tag attached to an automobile during production can be used to track its progress through the assembly line. Pharmaceuticals can be tracked through warehouses. Livestock and pets may have tags injected, allowing positive identification of the animal.
Since RFID tags can be attached to cash, clothing, possessions, or even implanted within people, the possibility of reading personally-linked information without consent has raised serious privacy concerns.
The RFID world market is estimated to surpass US$20 billion by 2014.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *